“Bunu söylersem uzaklaşır mı?”
“Benden sıkıldı galiba.”
“Bir gün gidecek zaten.”
“Ben yine fazla kaptırdım kendimi.”
“Çok iyi gidiyor ama içime sinmiyor.”
Bazen bir ilişkide gerçekten bir şeylerin kötü gitmesi gerekmez. Yakınlık vardır, ilgi vardır, ilişki devam ediyordur; yine de kişinin bir yanı olacak olanı bekliyormuş gibi tetikte kalabilir.
Karşı tarafın biraz daha sessiz olması, mesaja geç dönmesi, bir gün daha kendi halinde olması ya da tonundaki küçük bir değişiklik bile zihinde olduğundan daha büyük bir anlam kazanabilir. Henüz ortada bir ayrılık yokken, kişi kendisini ayrılığın ihtimaline hazırlamaya başlayabilir.
Bu hazırlık her zaman aynı biçimde görünmez. Bazen daha çok yakınlaşma ve güvence arama ihtiyacı doğurur. Bazen kişi “fazla bağlandığını” düşünüp kendisini geri çekmeye çalışır. Bazen söylemek istediği bir şeyi söylemez; çünkü dile getirdiğinde karşısındaki kişinin uzaklaşabileceğinden korkar. Bazen de ilişki oldukça iyi giderken bile bu iyiliğin sürekliliğine güvenmek zorlaşır.
Bu nedenle yaşanan şey yalnızca “terk edilmekten korkmak” değildir. Bir yandan yakın olmak isterken bir yandan yakınlığın kaybedilebilir olmasına karşı kendini korumaya çalışmak, kişinin kendi içinde oldukça yorucu bir gelgit yaratabilir.
Şema Terapi’de bu deneyimin bazı yönleri Terk Edilme / İstikrarsızlık Şeması üzerinden ele alınır. Kişinin önemli ilişkilerin sürekliliğine dair taşıdığı güvensizlik; insanların bir noktada uzaklaşacağı, duygusal olarak erişilemez hale geleceği ya da ilişkinin beklenmedik biçimde sona ereceği beklentisiyle kendini gösterebilir. Bağlanma kuramında ise benzer yaşantılar kaygılı bağlanma, terk edilme korkusu ve ilişkide güven arayışı üzerinden düşünülebilir.
Burada önemli olan, her kaygının ya da ilişkide yaşanan her belirsizliğin bir “şema” anlamına gelmediğini de hatırlamaktır. Bazen karşı taraf gerçekten uzaklaşmıştır. Bazen ilişkinin içinde konuşulması gereken bir mesele vardır. Ancak benzer kaygılar farklı ilişkilerde tekrar tekrar ortaya çıkıyor, kişinin davranışlarını ve yakınlık kurma biçimini belirlemeye başlıyorsa, burada daha eski bir örüntünün bugünkü ilişkiye nasıl taşındığına bakmak anlamlı olabilir.
Psikoterapi bu noktada kişinin yalnızca “neden böyle hissediyorum?” sorusuna cevap aradığı bir alan değildir. Aynı zamanda bu duygunun hangi anlarda ortaya çıktığını, kişiyi nasıl davranmaya ittiğini, neyi kaybetmekten korktuğunu ve bugünkü ilişkiyle geçmişten gelen beklentilerin nerede birbirine karıştığını fark edebilmek için bir alan açar.
Çünkü bazen asıl yorucu olan birinin gerçekten gidip gitmemesinden çok, ilişkinin içinde sürekli gitme ihtimaliyle yaşamak olur.
Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır; tanı veya kişisel klinik değerlendirme yerine geçmez.
